ULUS OLMANIN TEMEL KOŞULU DİL
Dil anlaşmanın ve kendini anlatabilmenin en temel öğesidir. Bu temel öğe yaşamımızın vazgeçilmezidir adeta. Peki dilin en temel öğesi sözcükler… Sözcüklerimiz ne kadar bizimse, o kadar özgürüz demektir. Bu kültürel bir özgürlüktür. Eee, bağımsız olmak kültürden geçer. Dünya tarihine şöyle bir bakın, kültürü olmayan ulus devlet olabilmiş mi, bağımsız devlet kurabilmiş mi, bunların yanıtı hayır elbette…
Düşünün sözcüklerin yabancılaştığını, kendimize yabancılaşırız her şeyden önce. Aslında düşünmeye gerek yok ki, şimdiki durumumuz anlatıyor bunları. Tabelalar, hastaneye girdiğiniz zaman gördüğünüz bölümler, kahve içmek için gittiğiniz yerlerdeki İngilizce yazılan sözcükler ve daha neler neler… Açın televizyonları Show TV diye yazılan bir kanal ve buna seyirci kalan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu adında izleme komisyonu, sadece ve sadece izleyen hiçbir yaptırımı olmayan kuruluş! Artık üst mü, alt mı kurul onun takdiri sizin. Dil Kurumu kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor, yeterli oluyor mu ? Hayır. Çünkü hükümet politikası yok bu konuda! Siz hiç yıllardır hatta 12 Eylülden bu yana, Dil Derneği ve Dil Kurumu dışında Türkçe için çözüm arayan kurum ya da hükümet programı duydunuz mu? Ben duymadım da! Bu arada dili doğru kullanma konusunda TRT dışında yayın kuruluşu var mı? Bir elin parmakları kadar, hatta bir iki tane diyelim. Kim sahip çıkacak Türkçeye? Yurttaşlarımız… Onlar da geçim sıkıntısı, eğitimsizlik bir sürü dertle uğraşmaktan bu konuya bakmıyor.
Neyse biz konumuza dönelim. Nasıl aşarız sözcüklerimizdeki yabancı işgalini? Bu sorunun yanıtı çok önemli, çünkü eğer çözüm bulamazsak sonumuz dilsiz kalmak olacak. Bu işi çözümlemenin en temel yolu Türkçeyi önemsemek ve bunu yurttaşlarımıza hissettirmek. Nasıl mı, çok basit; tüm okullarda Türkçeyi baraj ders yaparsın, Türkçeden kalan sınıfta kalır bu bir. Yükseköğretimde Türkçeye özel önem verir, ona göre kurallar koyarsın bu iki. Bence bu ikisinden önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti acil olarak Türkçeyi korumak için paket açıklar, Anayasa Mahkemesi’ni pasifsize etmek için hukuki yollar aramaktan vakit bulabilirlerse…! Tabelalarında kullandıkları sözcüklerin içinde yabancı dillerin harflerini yazana büyük cezalar gelir, bakın o zaman neler değişir. Hükümet olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Yasası’nda yapılacak değişiklikle, özel radyo ve televizyonlardaki Türkçe katliamı durdurulur. Türk Dil Kurumu da çeşitli kampanyalar başlatır ve böylelikle halkta bunlara bakarak, dilin önemini anlar.
İşte böyle… Demek, istenirse yapılacak bir sürü iş var. Ama yine altını çizerek belirtelim İSTENİRSE… Ben hükümetin bu konuda istekli olduğunu hiç ama hiç istekli olmadığını düşünüyorum. O zaman ne yapacağız? Görev sivil toplum örgütleri yoluyla bu savaşımı sürdüreceğiz. Çünkü başka seçenek ve ne yazık ki zaman da yok. Acilen bu konuya ağırlık vermeliyiz. Bunu başarmak o kadar zor değil, önemli olan çok iyi örgütlenmek ve sistemli bir hareket olabilmektir. Bunu başarırsak önümüzde kimse duramaz. Bunun için yayıncısından sanatçısına, muhalefetinden sivil toplum örgütlerine kenetlenerek yola çıkmalıyız. Dilimiz Maliye Bakanı tarafından pazarlanmadan! artık harekete geçmeliyiz. Haydi gelin canlar bir olalım, dilimizdeki yabancı sözcük işgaline son verelim. Geleceğimiz için dilimize sahip çıkalım. Yoksa hep söylendiği gibi; Yarın çok geç olacak. O zaman yapacaklarımız hep sınırlı kalacak. O zaman tüm aydınlar, dilciler, sanatçılar, yayıncılar, dilini seven herkes; Haydi dilimizi yabancı sözcüklerin işgalinden kurtarmak için göreve……
|